SatırdaşBeta

Yarım Kalan Mektuplar

2. İkinci Bölüm: Murat

Elif mektupları sırayla okudu; bazılarını bir solukta, bazılarını duraklayarak. Mektuplar yıllar ilerledikçe değişiyordu. İlk yıllarda aşk vardı, özlem vardı. Sonra yavaş yavaş başka bir şey girdi içeriye: gündelik hayat. 1981'de Nermin, Elif'in babasıyla evlenmişti ve mektupta bunu şöyle yazıyordu: Bugün evlendim. Kimse bana mutlu olup olmadığımı sormadı. Ben de söylemedim.

Elif o satırda uzun süre kaldı. Babası iyi bir adamdı; sessiz, düzenli, işine bağlı. Annesine bağırdığını hiç duymamıştı. Ama annesine sarıldığını da hiç görmemişti.

1985'te Elif doğmuştu. Mektup şöyleydi: Kızım oldu. Gözleri sende var sanki. Yalan söylüyorum, öyle bir şey yok, ama sana benzesin istedim. Sevgili Murat, bu mektup bile günah mı?

Elif mektubu okurken ağladığını fark etmedi. Gözyaşları kâğıda düşüp mürekkebi bulandırınca durdu, mendille kâğıdı silmeye çalıştı, olmadı. Mürekkep annesinin yıllardır ağladığı gibi akıp gitti.

Sonraki yıllarda mektuplar kısaldı. 1992: Bugün seni rüyamda gördüm. Yaşlanmışsın. Ben de. 2003: Babam öldü. Gelmedin. Gelmeni beklemiyordum ama bir parça bekledim. 2010: Elif evlendi. Güzel bir gelin oldu. Sana göstermek isterdim.

Elif'in kendi düğününü okumak, başka birinin mektubunda kendini bulmak gibiydi. Annesi o gün ne düşünmüştü? Elif, gelinliğin içinde annesine sarıldığında annesinin gözlerinde gördüğü şeyi o zaman mutluluk sanmıştı. Meğer başka bir şeymiş.

Son mektuba, 2021'e ulaştığında dışarıda sabah ışımıştı. Zarf diğerlerinden kalındı. Açınca iki sayfa buldu.

Sana elli yıldır yazıyorum ve hiç göndermedim. Bunun için kendimi affetmiyorum ama pişman da değilim. Sanırım bazı şeyler yazılmak için vardır, okunmak için değil.

Kızıma bir şey söylemek istiyorum ama nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Ona hiçbir zaman şunu diyemedim: Hayatın ortasında bile, içinde başka bir hayat taşımak mümkündür. Ve bu kötü bir şey değildir. Beni kendime yabancı bırakmadı. Beni biraz daha ben yaptı.

Bu mektupları kutuda bırakıyorum. Elif bulursa, belki bir gün anlar. Anlamazsa da olur.

Son bir şey: Murat, eğer hâlâ yaşıyorsan, Eskişehir'de, Odunpazarı'nda, eski kitapçının karşısındaki kafede her Pazar saat on bire kadar otururdum. Bir gün gelirsen diye. Gelmedin. Sorun değil.

Elif bütün gece okumuştu ama sabahın ilk ışığında son satırda tekrar durdu. Eskişehir. Odunpazarı. Kitapçının karşısındaki kafe. Her Pazar saat on bir.

Annesi Pazar günleri komşusuna gittiğini söylerdi, yıllardır. Komşu hiç gerçek değilmiş.