Annesinin evi, öldükten sonraki ilk hafta tuhaf bir biçimde daha büyük görünüyordu. Elif bunu kapıyı açtığı anda fark etti. Salonun ortasında, her zaman durduğu yerde duran koltuk, bu kez içinde kimse olmadığı için boşluğu daha da vurguluyordu. Havada hâlâ lavanta kolonyası ve eski kitap kokusu vardı. İkisi de annesinin kokusuydu ve ikisi de yavaş yavaş silinecekti.
İstanbul'dan Ankara'ya dört saatte gelmişti ama yolculuk bitmemiş gibiydi. Valizini koridorda bıraktı, ceketini astı, mutfağa gitti. Tezgâhta annesinin son fincanı duruyordu; dibinde kurumuş bir çay lekesi. Elif fincanı yıkamak için elini uzattı, sonra vazgeçti.
İlk gün hiçbir şey yapmadı. İkinci gün mutfağı topladı. Üçüncü gün, annesinin yatak odasındaki dolabı açtı ve elbiseleri tek tek katladı. Her elbisenin bir hatırası vardı: düğünlere giden lacivert, babasının cenazesindeki siyah, Elif'in mezuniyetinde giydiği, omuzlarında hâlâ hafif bir parfüm izi taşıyan bej tayyör.
Dolabın en üst rafında, katlanmış battaniyelerin arkasında bir ayakkabı kutusu buldu. Kutunun kapağı sararmıştı. Üstünde annesinin el yazısıyla, yalnızca iki kelime yazıyordu: Gönderilmeyecekler.
Elif kutuyu yatağa koydu ve uzun süre baktı. Annesinin gizli bir hayatı olabileceği fikri ona hiç gelmemişti. Annesi, ona göre, dümdüz bir kadındı: sabah yedide kalkar, öğlen yemek yapar, akşam dizisini izler, Pazar günleri komşusuna gider. Sırlar, onun dünyasında başkalarının işiydi.
Kapağı açtı.
İçeride, ince sarı zarflar halinde, kırk yedi mektup vardı. Hepsi kapalıydı. Hiçbirinin üstünde pul yoktu. Her zarfın sağ üst köşesine bir yıl yazılmıştı: 1974, 1975, 1976... en sonuncusu 2021'di; annesinin ölümünden dört yıl önce.
İlk zarfı, 1974'ü aldı. Zarf kapalıydı ama yapışkanı kurumuştu; hafif bir dokunuşla açıldı. İçinden tek bir sayfa çıktı, çizgili defter kâğıdı.
Elif okumaya başladı.
"Sevgili Murat,
Bugün otobüs terminalinde seni uzaktan gördüm. Sen beni görmedin. Elimde bavul vardı, babam yanımdaydı. Sana el sallayamadım. İnsan bazen elini kaldıramıyor, çünkü kaldırırsa ne yapacağını bilmiyor.
Bu mektubu göndermeyeceğim. Adresini bile bilmiyorum zaten. Ama yazıyorum, çünkü içimde bir yer var ve orası sana ait. Sen bunu hiç bilmeyeceksin.
Bir gün karşılaşırsak sana söyleyeceğim: Hiç gitmek istemedim.
Seni seven,
Nermin"
Elif mektubu katladı. Annesinin adı Nermin'di. Ve o, hayatı boyunca Murat adında birinden bir kez bile söz etmemişti.
Pencerenin dışında akşam çöküyordu. Elif, kırk altı mektubun daha beklediğini düşünerek yatağın kenarına oturdu. Sonra yavaşça ikinci zarfı aldı.