SatırdaşBeta

Kayıp Eşyalar Bürosu

2. İkinci Bölüm: Yağmura Doğru

Şemsiye, Feridun Bey'i Kuruyemişçiler Çarşısı'na götürdü. Feridun Bey bunu şemsiyenin yönünden anlamıştı: şemsiye iki sokak boyunca sağa doğru çekmiş, üçüncüde sola dönmüş, dördüncüde bir kedinin önünde durup saygıyla beklemişti. Kedi, Feridun Bey'e şüpheyle bakmış, sonra yoluna devam etmişti. Feridun Bey bunun ne anlama geldiğini hiç öğrenemedi, ama otuz yıllık memurluk deneyimi ona şunu öğretmişti: Bazı şeyleri sormamak, sorup cevap almaktan çok daha huzurludur.

Çarşının orta yerinde, kuru incirlerle fıstıkların arasında, yaşlı bir adam duruyordu. Adamın önünde bir tezgâh, tezgâhın üstünde ise yalnızca tek bir şey vardı: şeffaf bir kavanoz. Kavanozun içinde, buharlaşmış bir bulut gibi, bir şey dönüyordu.

“Pazartesi,” dedi adam, Feridun Bey'e bakmadan. “Sabah buldum. Kapıda duruyordu, üşümüş gibiydi.”

“Hanımefendi onu arıyor,” dedi Feridun Bey. “Resmî olarak iade etmenizi rica ediyorum.”

Yaşlı adam bir fıstık kırdı. “Ben onu çalmadım. Bulundu eşya. Bulan kazanır, bilirsin.”

“Bulunmuş eşya belediyeye teslim edilir. Genelge 4712, madde sekiz.”

Adam güldü. Gülüşü, rendelenmiş bir kuru üzümün sesi gibiydi. “Evlat, sen hiç Pazartesi'yle konuştun mu?”

Feridun Bey duraksadı. Konuşmamıştı. Hayatı boyunca Pazartesi'yi hep dışarıdan görmüştü: sıkıcı, ağır, sabırsız bir günü. Kavanozun yanına yaklaştı ve eğilip içine baktı.

Kavanozun içindeki bulut, bir an için bir yüze benzedi. Yorgun, biraz küskün, ama aslında çok yalnız bir yüze.

“Kimse beni sevmiyor,” dedi kavanozdan ince bir ses. “Herkes Cuma'yı bekliyor. Ben hep gelmeden kovuluyorum.”

Feridun Bey bir süre sustu. Yıllar sonra, belki de ilk defa, bir kayıp eşyayla gerçekten karşı karşıya kaldı. Ve bu eşya bir şemsiye, bir cüzdan, bir eldiven değildi. Bir gündü. Ve bir gün bile, bir yerde, kaybolmak isteyebilirdi.

“Peki,” dedi Feridun Bey yavaşça. “Seni Halime Hanım'a götürürsem... Seni biraz daha severse?”

Bulut döndü. “Deneyebilirsin.”

Yaşlı adam omuz silkti. “Götür bakalım. Ama şunu bil: Pazartesi'yi kimse gerçekten geri istemez. Herkes ister gibi yapar.”

“O zaman,” dedi Feridun Bey, kavanozu iki eliyle alırken, “bir kez gerçekten isteyen çıkarsa şaşırırsın.”

Şemsiye bu konuşma boyunca kenarda bekliyordu. Feridun Bey'in yanına gelip koluna asıldı. Eve dönüş yolunda ikisi de konuşmadı. Yalnızca kavanozdaki bulut, ara sıra, çok hafifçe, yağmur kokan bir şarkı mırıldanıyordu.