SatırdaşBeta

Kayıp Eşyalar Bürosu

3. Üçüncü Bölüm: Halime Hanım ve Pazartesi

Halime Yıldırım, Feridun Bey'i kapıda karşıladı. Elli beş yaşlarındaydı, iri gözlüklüydü, saçları dağınık bir topuzla toplanmıştı. Üzerinde, Pazartesi sabahlarına özgü o yorgun ama kararlı hâl vardı.

“Getirdiniz mi?” dedi, daha merhaba bile demeden.

Feridun Bey kavanozu uzattı. Halime Hanım onu iki eliyle aldı, bir süre içine baktı. Bulut, kendini toparlar gibi döndü, sonra durdu.

“Kusura bakma,” dedi Halime Hanım kavanoza. “Seni unuttum. Cumartesi gününü çok sevmiştim, Pazar'ı da, seni de bir tarafa bırakıvermişim.”

Bulut hafifçe kıpırdadı. “Herkes öyle yapıyor.”

“Biliyorum,” dedi Halime Hanım. “Ama bana işe giderken hep sen eşlik ediyorsun. Otobüste, sabahın altısında. Pencereden dışarı bakarken. Sen olmasan haftaya başlayamıyorum. Seni sevmiyorum belki, ama sensiz de olmuyor.”

Bulut bir an sessiz kaldı. Sonra kavanozun içinde ufacık, gümüş renkli bir yağmur başladı. Feridun Bey bunun ne anlama geldiğini anlamıştı: Pazartesiler de ağlayabiliyordu.

Halime Hanım kavanozu açtı. Bulut yavaşça yükseldi, odanın içinde bir tur attı, sonra Halime Hanım'ın omzuna kondu. “Hadi,” dedi Halime Hanım, “beraber gidelim işe.”

Feridun Bey kapıdan çıkarken arkasına baktı. Evin içinde, pencerenin önünde, uzun zamandır ilk defa bir Pazartesi sabahı gerçekten güneş açmıştı.

Bürosuna dönerken şemsiye koluna asılı, sessizce yürüyordu. Kapıyı açtığında odanın içinde bir ses duydu. Masasının üstünde, kalem ucunda bir not bırakılmıştı. Not şöyleydi:

“Sayın Memur, dün Salı'yı kaybettim. Lütfen en kısa sürede yardım ediniz. Saygılarımla, Kemal Bey.”

Feridun Bey notu okudu, gülümsedi, kalemini ıslattı.

“Kayıp eşyanın cinsi,” diye yazdı, “gün (Salı).”

Şemsiye heyecanla bir kez daha açıldı.