Çay demlenirken mutfağın saati dakikaları yavaş yavaş sayıyordu. Duvarda asılı, annelerinin geçen yüzyıldan kalma kuku saatiydi; her çeyrekte bir kez öterdi.
“Haluk,” dedi Sevim sonunda. “Cenazede söylediğim şeyler...”
“Boş ver.”
“Boş vermek istemiyorum.” Sevim bardaktaki boş çay kaşığını çevirdi. “Sana annem ona bakmadın dedim. Gerçek değildi. Sen her ay geldin. Ben... ben gelmedim. Ben çok yoruldum, çok korktum ve seni suçladım çünkü kendimi suçlayamadım.”
Haluk bardakta durdu. Yirmi dakikanın yarısı geçmişti ve dem henüz tam oturmamıştı.
“Ben de sana söylediklerimi geri alamıyorum,” dedi. “Ama pişman olduklarımı söyleyebilirim.”
“Söyle.”
“Sana gelmedin dedim. Annemin son haftasında bana telefon ettin, gece yarısı, ağladın. Ben o zaman bir şey demedim. Kapattım. Çünkü ne diyeceğimi bilmiyordum.”
Sevim gülümsedi, ama gözlerinden bir damla düştü. “Biliyorum. O gece sen telefonu kapattın, ben de ağlayarak uyudum. Sonra iki yıl bir şey konuşmadık.”
“Bu çayı annem nasıl yapardı?” dedi Haluk, konuyu bir an için çevirerek.
“Gözüyle,” dedi Sevim. “Ölçüsüz. Bir göz atışıyla. Hiç kaşık kullanmazdı.”
İkisi de güldü. Gülüş, mutfağın duvarlarında bir an yankılandı; belki üç yıl sonra o evde duyulan ilk kahkahaydı.
Çay demlendi. Haluk iki bardağı doldurdu. Sevim şekerliği uzattı ama ikisi de şeker almadı.
“Ben bir şey anladım,” dedi Haluk, bardağı iki eliyle tutarak. “Annem bu mutfakta hiç kavga etmezdi. Biz küçükken kavga edince bize çay yapardı. Konuşmazdık ama içerdik. Sonunda barışmış olurduk.”
“Çay bahanesiydi,” dedi Sevim.
“Evet.”
İkisi de bardaklarından bir yudum aldı. Çay biraz fazla demlenmişti, hafifçe acıydı; ama kimse bir şey demedi.
Bir süre sonra Sevim montunu çıkardı ve sandalyenin arkasına astı.
“Bayram kahvaltısı yapalım mı?” dedi. “Annemin menemeni. Bende tarifi var.”
“Ben de yumurtaları getirdim,” dedi Haluk, tezgâhın üstündeki poşeti göstererek. “Ne olur ne olmaz diye.”
Sevim gülümsedi. Mutfakta artık iki kişi vardı, iki bardak ve yarı dolu bir demlik; biri biraz acı, biri biraz tatlı, ama ikisi de sıcak.
Dışarıda bayram sabahı yavaş yavaş uyanıyordu. Çocukların sesleri sokaktan içeri sızıyordu. Haluk ocağa tavayı koydu, Sevim yumurtaları kırdı.
Annelerinin mutfağı, yıllar sonra, yeniden bir mutfak oldu.