Defne ertesi sabah erkenden uyandı. Dün gece, Bay Zarıf'ın doğrudan fener odasında ağaç dülünde kurduğu sofranın yanında uyuyakalmıştı; papağan ise tavan kirişine asılmış, şarkı söylemeyi unutmaktan korkarak uyumamıştı.
“Hazine, onu aramayanın olur,” dedi Defne pencerenin önünde, bir hecenin üzerinde duraklayarak. “Ben hiç aramadım.”
“Haritada senin adın yazmadı,” dedi Bay Zarıf üzgün bir sesle. “Benim yazmadı. Yedi yıldır orada olmak istedim ama olamadım.”
Defne ona baktı. “Bay Zarıf,” dedi, “sözlerinden hiçbir zaman kulakların kızarmadı mu bu sabah?”
Bay Zarıf kulaklarına dokundu. Hafifçe aydınlanmışlardı; ne kırmızı, ne soluk. Normaldiler.
“Hayır,” dedi şaşkın. “Bu sabah hiç kızarmadılar. Dünden beri hiç kızarmadılar.”
Papağan sevinçle çığlık attı. “Üçüncü kural! Hatırladım!”
“Nedir?”
“Hazine için yalan söylemeyi bırakırsan, hazine seni bulur!”
Defne güldü. Bay Zarıf da güldü. Sonra papağan da şarkı söylemeye başladı ve iki saat boyunca aynı şarkıyı söyledi.
Öğleden sonra ada sakinleri toplanıp fenerin tepesine çıktılar: Kaptan Papağan, Bay Zarıf, bir de sabah bataklıktan çıkan, kimsenin adını bilmediği küçük bir kaplumbağa. Defne pusulayı fenerin merceğinin üstüne koydu.
Mercek dönmeye başladı ve ışığı denizin üzerine yaydı. Sis açıldı. Pembe kumsal, yeşil dağ, bataklık ve orman, ilk defa gün ışığını bu kadar parlak gördü.
Ve ufukta bir şey belirdi: yelkenli bir gemi, hem de büyük bir gemi, üzerinde yazan isim hiç de tanıdık değildi ama bir bakışta hatırlanıyordu: HAMDİ'NİN DÜSTURU.
Gemi yavaşça kumsala yanaştı. Güvertesinde yüzlerce çocuk vardı. Hepsi birer pusula tutuyor, hepsi Defne'ye bakıyordu.
“Bu... kimler?” dedi Defne.
“Hazine,” dedi papağan sakin sakin. “Haritada olmayan adanın hazinesi hep olmayan bir şeydir: bu adaya yolu düşen, ama bir şeyi aramayan çocuklar. Yüzyıllardır seni bekliyorlardı, Defne.”
Defne şaşkınlıkla geçişi izledi. Çocuklar tek tek kumsala indiler. Hepsi küçüktü, hepsi birbirinden farklıydı; kimi yamalı etek giymiş, kimi tek ayakkabılı, kimi köpeğiyle gelmiş. Hepsi kayıp bir şeyin peşindeydi ve hepsi, yıllar sonra, aramayı bırakınca bulmuştu.
O gün akşam ada şenlikle doldu. Bay Zarıf, ilk defa hiç kızarmadan bir yalan söyledi: “Bu şenlikteki en iyi şarkıyı papağan söylüyor,” dedi. Kulakları kızardı. Herkes güldü.
Defne sabaha doğru sandalına bindi. Pusulaya baktı; iğne bu kez kuzeyi gösteriyordu, sıradan, tıpkı bir pusula gibi. Ama tam o sırada denizin ortasından hafif bir sis yükseldi ve pusulanın iğnesi bir an için titredi.
Defne gülümsedi. Hazine, onu aramayanın olurdu.