SatırdaşBeta

Haritada Olmayan Ada

1. Birinci Bölüm: Pusula

Defne'nin büyükbabası ölürken ona bir pusula bıraktı. Pusula özelliği şuydu: İbresi hiçbir zaman kuzeyi göstermiyordu. Ne kadar döndürse döndürsün, ne kadar sarsın, iğne hep başka bir yere, bir türlü adını koyamadığı bir yöne bakıyordu.

“Bu bozuk,” demişti annesi.

“Bozuk değil,” demişti büyükbabası son nefesinde. “Doğru yeri gösteriyor sadece. Kuzey çok sıradan.”

Defne on iki yaşındaydı ve sıradan olmayan her şeyi severdi. O yaz tatilinde Ege'deki küçük balıkçı kasabasında anneannesinin yanına gitti. Pusulayı her yere taşıdı. Bir sabah, ilk ışıklar denizin üzerinde açarken, pusulanın iğnesinin bir başka yöne, tam denizin ortasına doğru titrediğini gördü.

Kasabanın sonunda, iskelenin ucunda, eski bir sandal bağlıydı. Sandal, Hamit Dede'nin. Hamit Dede kasabanın en yaşlı balıkçısıydı ve Defne'ye hep aynı şeyi söylerdi: “Denizin ortasında bir şey var kızım. Ben görmedim ama babam görmüş.”

Defne sandalın ipini çözdü.

Hayatında ilk defa bir kayığı tek başına kullanıyordu ama çok kolaydı: Pusula nereyi gösteriyorsa kürek çekmesi yeterliydi. Üç saat sonra kasaba görüş alanından çıkmıştı. Beş saat sonra güneş tepeye ulaşmıştı. Altıncı saatte, bir sis kaynağı başka bir şey yaptı.

Sis, hiç beklemediği bir biçimde denizin ortasından yükseldi. Önce hafif, sonra yoğun. Defne kürekleri bıraktı. Pusulaya baktı; iğne artık titremiyordu, dimdik bir yöne duruyordu. Sandal kendiliğinden, sis duvarının içine doğru ilerledi.

Sisin öte yanında bir ada vardı.

Ada, hiçbir haritada bulunmayacak kadar küçük ve hiçbir hikâyede anlatılmayacak kadar tuhaft görünüyordu. Sahilde pembe kumlar, ortada yeşil bir dağ ve dağın tepesinde bir fener. Defne sandalı kumsala çekti, pusulayı cebine koydu ve adım attı.

Tam o sırada tepeden bir ses geldi:

“Yaşasın, nihayet biri geldi! Yaşasın! Yani, gelen olmasa da olurdu ama gelen olunca daha iyi oldu!”

Defne sese baktı. Bir palmiye dalında, yırtık ptırtık bir kaptan şapkası giymiş, kırmızı mavi tuylu bir papağan oturuyordu.

“Ben Kaptan Papağan,” dedi papağan. “Kaptan olmayabilirim ama papağanım kesinlikle. Adın ne, yabancı?”

“Defne,” dedi Defne. Bir papağanla konuşmaya şaşırmamıştı bile, çünkü o gün zaten çok şey yaşamıştı.

“Defne! Güzel isim. Yalnız şunu bil, Defne: Bu adada üç kural var. Birincisi: Yalan söylemek yasak. İkincisi: Şarkı söylemek zorunlu. Üçüncüsü... unuttum. Ama önemli bir şey olduğuna eminim.”