İÇ. TREN VAGONU - GECE
Boş bir vagon. Floresan lambalar hafifçe titriyor. Pencerelerin ardında şehir ışıkları birer birer geride kalıyor. Raylardan gelen ritmik ses, bir kalp atışı gibi.
KONDÜKTÖR SALİH (60), solgun üniformasıyla koridorda yürüyor. Elinde eski bir bilet delgeci var. Her koltuğa bakıyor, boş olduğunu biliyor, ama bakıyor.
Vagonun en arka koltuğunda kapüşonlu bir GENÇ (19) oturuyor. Dizlerinin üstünde küçük bir sırt çantası. Gözleri pencerede.
Bilet?
(kıpırdamadan)
Bilet olmadan binilmez.
Bindim işte.
Salih bir süre ona bakar. Sonra yan koltuğa oturur. Bilet delgecini dizlerine koyar.
Son sefer bu. Bilmen gerek. Bu tren, bu hatta bu gece son kez gidiyor.
(şaşkın bir bakış)
Neden?
Hat kapanıyor. Yarından itibaren otobüs. Kırk bir yıldır bu hatta çalışıyorum. Bu benim son seferim.
Üzüldünüz mü?
(hafifçe gülümser)
Bilmem. Hiç sormadım kendime. Bazı şeyleri sormak, cevabını bulduğunda taşımak zorunda kaldığın bir yük olur.
Genç gözlerini pencereden ayırır, ilk defa Salih'e bakar.
Ben kaçıyorum.
Biliyorum.
Nereden?
Çantan yeni, ayakkabıların eski. Biletin yok ama ceplerinde para da yok. Ve her istasyonda pencereden dışarı bakıyorsun, birinin seni bulmasından korkar gibi.
(sessizce)
Annem öldü geçen hafta. Babam... babam bir gün içinde evi sattı. Beni bir akrabaya verecekmiş. Ben gitmek istemedim.
Salih uzun bir süre bir şey söylemez. Tren bir köprüden geçer; altından geçen nehir ay ışığında parlar.
Ben kırk bir yıl önce bu trene ilk bindiğimde senin yaşındaydım. Ben de kaçıyordum. Babamın ekmek fırınından. Bu trene bindim, bilet almadan. Kondüktör bana bilet sormadı, bir çay ısmarladı.
(şaşkınlıkla)
Sonra?
Sonra bu hatta çalışmaya başladım. Çünkü bir tren, insanı gittiği yere değil, gitmek istediği yere götürür.
Salih ayağa kalkar. Vagonun sonundaki küçük dolaptan bir termos çıkarır. İki plastik bardağa çay doldurur, birini gence uzatır.
(bardağı alır)
Param yok.
Hesabı sonra konuşuruz.
İki yabancı çaylarını içerler. Tren hız kesmeden gecenin içine akar.
Sabah ne olacak?
Sabah son istasyonda ineceğiz. Ben emekliye ayrılacağım. Sen de... bilmiyorum. Ama bir fırın biliyorum. Bu hattın sonunda, küçük bir kasabada. Sahibi benim eski dostum. Sabah erkenden kalkan, güçlü kollu bir çırak arıyor.
(gülümseyerek)
Çırak mı?
Ben de öyle başladım.
Gencin gözleri dolar. Başını pencereye çevirir. Dışarıda ilk şafak ışığı belirmeye başlamıştır.
SALİH (CONT'D)
İşte. Gün doğuyor.
(fısıltıyla)
Son sefer güzel başlamış.
Salih bilet delgecini cebine koyar. Sonra, koltuğun kenarına tutunarak ayağa kalkar ve vagonun kapısına doğru yürür.
Son istasyonda görüşürüz.
Kapıdan çıkar. Genç yalnız kalır. Elindeki bardağa bakar, sonra pencereye. Tren, sabaha doğru yavaşça yol almaya devam eder.
KARARIR.