Selim Bey emekli olduğu gün, sabah yedide kapısının önünde bir kedi buldu. Kedi turuncuydu, kulağının biri yarımdı, ve Selim Bey'e öyle bir bakış fırlattı ki adam bir an için kırk yıllık muhasebeciliğinin hesabını verdiğini sandı.
Kedi bir süre baktı, sonra yürüyüp gitti.
Selim Bey kapıyı kapattı, çayını koydu ve düşündü. Emekli olmuştu; artık kimse ona bir şey sormayacaktı. Peki bu kedi neden gelmişti? Bunun bir mesaj olduğundan emindi. Ama ne mesajı?
Ertesi pazartesi, saat tam yedide kedi yine geldi. Aynı bakış, aynı sessizlik, aynı yarım kulak. Selim Bey bu kez karşılık verdi.
“Anlıyorum,” dedi. “Bana bir şey söylemek istiyorsun.”
Kedi esnedi.
Selim Bey bunu da yorumladı: Kedi, hayat sıkıcı demek istiyordu. Hemen ertesi gün mahalle bakkalına gidip bir boya fırçası aldı. Ev yirmi yıldır aynı beyazdı. Salonu sarıya boyadı. Komşusu Nermin Hanım kapıyı çalıp ne olduğunu sorduğunda Selim Bey, “Bir kedi bana cesaret verdi,” dedi. Nermin Hanım bir şey demedi ama akşam bütün mahalleye anlattı.
Üçüncü pazartesi, kedi yine geldi. Selim Bey bu kez daha hazırdı. Kediye bir kâse süt koydu. Kedi sütü içmedi, ama durup baktı. Selim Bey bunu, ‘yetmez’ diye anladı.
O hafta mahalledeki bütün kedilere mama koydu. Bir hafta sonra mahalleye kedi mamacısı olarak tanındı. İki hafta sonra bakkal Cemal, ona toptan mama indirimi yaptı. Üç hafta sonra mahalle sakinleri, Selim Bey'in balkonunda toplanıp kedi sever bir dernek kurmaya karar verdiler: Mahalle Kedi Dostları Derneği. Başkan Selim Bey oldu, sekreter Nermin Hanım.
Dördüncü pazartesi, kedi yine geldi. Bu kez yanında iki kedi daha vardı. Selim Bey bunu, ‘büyütmen gerekiyor’ olarak yorumladı. Dernek binası için belediyeye dilekçe verdi. Belediye şaşırarak kabul etti, çünkü Selim Bey otuz yıl önce o belediyede bir iki iş yapmıştı ve eski dostlar vardı.
Bir yıl sonra mahallede bir kedi evi açıldı. Kırk yedi kedi yaşıyordu. Selim Bey her sabah yedide kapıda onları sayardı. Kediler tek tek gelir, yarım saat dolaşır, sonra giderlerdi.
Bir pazartesi, açılış yıl dönümünde, kalabalık bir tören yapıldı. Belediye başkanı konuştu. Nermin Hanım şiir okudu. Selim Bey kürsüye çıktı ve mikrofonu aldı.
“Bir yıl önce,” dedi, “kapıma bir kedi geldi. Bana bir şey söylemek istiyordu ve ben o mesajı doğru anladığıma eminim. Hayat, ancak paylaşıldığı zaman anlamlıdır.”
Salon alkışlarla coştu. Gözler dolu dolu oldu.
O sırada salonun arka kapısından turuncu bir kedi girdi, kulağı yarımdı. Selim Bey onu görünce gülümsedi.
“İşte,” dedi mikrofona, “bütün bunların sebebi o. Hadi, söyle bakalım, bana ne demek istemiştin?”
Kedi kürsüye atladı, mikrofona yaklaştı ve bütün salona duyulacak bir sesle miyavladı.
Selim Bey bir an düşündü. Sonra kalabalığa döndü ve sakin bir sesle:
“Karnım aç demek istemiş,” dedi.
Salon bir saniye sessiz kaldı, sonra kahkahadan inledi. Nermin Hanım güle güle ağlıyordu. Belediye başkanı, “Mesaj çok yerinde,” dedi.
Selim Bey kediyi kucağına aldı, bir sardalya konservesi açtı ve kürsüde, bütün mahallenin önünde, kediye yedirdi.
O günden sonra Mahalle Kedi Dostları Derneği'nin sloganı şu oldu: Bazen doğru yanlış anlamak, yanlış doğru anlamaktan iyidir.