SatırdaşBeta

Dördüncü Kat

1. Dördüncü Kat

Asansör sabah sekiz buçukta gelirdi. Doğrusu asansör hep aynı saatte gelmezdi ama Leyla her sabah sekiz buçukta kapının önünde durur, tuşa basar ve beklerdi. Beklemek, çocukluğundan beri en iyi yaptığı şeydi.

Asansör açıldığında içeride yine o adam vardı. Elli yaşlarında, gri paltolu, elinde siyah bir evrak çantası. Leyla adını bilmiyordu. Adam da onunkini bilmiyordu. Dört dakika boyunca aynı çelik kutunun içinde duracaklar, kimse bir şey söylemeyecekti. Bu bir anlaşmaydı; yazılı olmayan, ama katı bir anlaşma.

Adam her sabah dördüncü kata iner, Leyla ise üst kata, on ikinciye giderdi. Yıllardır böyleydi. Leyla bazen adamın kimin nesi olduğunu düşünürdü. Dördüncü katta ne vardı? Bir avukatlık bürosu mü, bir dişçi mi, bir sigorta şirketi mi? Bilmiyordu. Ve bilmemek, ona tuhaf bir rahatlık veriyordu.

Bir sabah asansör ikinci ile üçüncü kat arasında durdu.

Işıklar bir an titredi, sonra söndü. Yedek lamba yandı; soluk, sarımsı bir ışık. Leyla bir şey söylemedi. Adam da söylemedi. Asansördeki intercom çızırtılı bir sesle, “Teknik ekip yolda, lütfen sakin kalınız,” dedi.

Bir dakika geçti. İki dakika.

“Her sabah aynı asansördeyiz,” dedi adam, sonunda. Sesi hiç beklemediği kadar yumuşaktı.

“Evet,” dedi Leyla.

“Yıllardır.”

Adam bir süre sustu. “Ben Cemil,” dedi.

Bu kadar. Adını öğrenmek, ona yıllardır söylemek istediği bir şeyi söylemek gibi bir şeydi. Asansörün ışığı hafifçe titredi.

“Dördüncü katta ne var?” diye sordu Leyla. Sormadan edemedi.

Cemil gülümsedi, içinde bir şey hafifledi sanıldı. “Annem. Dördüncü katta yatıyor. Evin arka odasında. Yedi yıldır. Her sabah uğrarım, ona kahvaltı yaparım, sonra işe giderim.”

Leyla'nın boğazi düğümlendi. “Mesela oturduğun dördüncü kat... öyle mi?”

“Evet. Ben bu binada oturmuyorum aslında. Başka bir semtte yaşıyorum. Ama sabahları buraya geliyorum.”

Leyla bir an duraksadı. “Ben de on ikinci kata çıktığımda,” dedi usulca, “kimseyi bulamıyorum. Bu bina eski bir iş hanı. Benim bürom yirmi yıldır boş. Ben her sabah geliyorum, masama oturuyorum, günü bitirip gidiyorum. İş yok. Müşteri yok. Sadece... masam var.”

Cemil ona baktı. İlk defa. Gerçekten.

“Neden?” dedi.

“Bilmiyorum,” dedi Leyla. “Evde durmak... zor geldi. Sonra bir gün buraya gelmek alışkanlık oldu.”

Asansörün ışığı yeniden titredi. Ve sonra, usulca, yeniden hareket etmeye başladı.

Cemil, dördüncü kata varıldığında çıkmadı. Kapılar açıldı; koridorun soluk ışığı içeriye sızdı. Cemil bir an durdu, sonra Leyla'ya döndü.

“Annem çay sever,” dedi. “Devam eden bir sabahı var mı, sorsam?”

Leyla gülümsedi. İlk defa, yıllar sonra.

“Var,” dedi.

Kapı yavaşça kapandı. Asansör yeniden yükselmeye başladı; bu kez on ikinciye değil, dördüncü kata inmek için yönünü değiştirdi, sanki bir an için iki yabancının hayatını tek bir noktada buluşturmak için.